Uzunca bir aradan sonra yeniden merhaba. Nihayet yaz tatiline girdik. Birkaç ay sınav yok, yazılı yok, sözlü yok. Bu açıdan mutluyum.

 

   Okullar kapanmadan Kayseri’ye gittim. Kuzenimin düğünü olacaktı. Her düğünde olduğu gibi güzel telaşlar, hazırlıklar… Sevinenden çok üzülenler gördüm. Çünkü bu kuzenim birçok kişi için başkaydı. Sevecen, yardımsever, tutumlu vs… Ben de çok severim kendisini. Bir tanedir ablam.

 

   Yalnız orada gördüğüm farklı şeyler de vardı. Aslında farklı olmaması gereken güzel şeyler: Geleneklerimiz… Orada daha çok yaşıyorlar.  Ben aslında çok da gelenekçi bir insan değilimdir. Ama geleneklerimizi korumamız gerektiğini hep savunmuşumdur. Onlar bizi biz yapan şeyler bence, bizi daha çok bağlayan, daha çok bir arada tutan şeyler…

 

   Kına gecesi çok başkaydı. Aslında kına gecesinin olduğu gün Avşarların (ben de bir Avşar Türküyüm) Kayseri merkezde bir yaylada şenlikleri başlamıştı. O yüzden o gece gelemeyen çoktu. Zaten mekân ve Kayseri merkez arası 1 saat. Çok da yakın sayılmaz. Ama buna rağmen tutulan sandalyelerin hepsi dolmuştu. Kalabalık bir sülale çoğu zaman iyidir   J

 

   Davul zurna da tutmuştu amcam. Benim olay biraz tuhaf oldu ama mini etekle halay çektim. Tabii ki dikkat ettim ve çok da keyif aldım. Mantı da yedim bol bol… O kadar güzel bir organizasyon yapılmıştı ki, her şeyi yazmak isterdim ama gerçekten oldukça uzun.

 

   Ertesi gün de kuaföre gittik bütün kuzenlerimle. Annem de bizimleydi. Kuaförde bile kahkahalar kopardık. Eve gittik, az bir zaman kalmıştı. Giyindik süslendik ve damat tarafı geldi. O sırada yine farklı bir şeye tanık oldum. Kuzenim (evlenen kuzenimin bir küçük kız kardeşi) gelinin olduğu salonun kapısındaydı. Damat tam kapıyı açıyordu ki, o, kapıyı tuttu. ‘Ne kadar istiyorsun?’ – ‘Gönlünden ne koparsa...’ ve gülüşmeler… Tabii bizim için. Damat için sıkıntısını bilemem. Yüz kağıt tutuşturdu eline, kapı açıldı. Damadın omuzlarında yeşil işlemeli ince küçük bir örtü gibi bir şey vardı. Osmanlıdan kalma bir şey gibi duruyordu sanki… Bu Avşarların geleneğinde yoktur, bunu da ilk kez görmüş olduk (Damat Avşar değildi çünkü).

 

   Neyse… Bu arada damat gelmeden önce o kadar duygulandı ki herkes. Amcam duygularını belli edemeyen biridir ve kızıyla vedalaşırken o bile ağladı. Annesi de… Kız kardeşleri zaten uzun zamandır ağlıyorlardı. Onları öyle gördükçe biz de ağlamaya başladık.

 

   Aşağı indik. Ayağımdaki topuklulara tam alışamamıştım ama yaptık bir şeyler. Gelin almaya da katıldık tabii ki. 1 saat boyunca Kayseri’ye giden o konvoydaydık. Düğün salonundaki heyecan da farklıydı. Değişik ve farklı bir düğün olmuştu. Ama çok güzeldi   J   Umarım onlar hep mutlu olurlar…

 

   Keşke geleneklerimize hak edilen özeni gösterebilsek... Onlar güzel şeyler. Bizi geriye falan çektikleri yok. Bu düşünceden nefret ediyorum. Onları yaşatıp ilerlemek zor değil ki… Onlarla ilerlemek bize daha çok güç verecektir. Ama bunun için halkımızın bilinçlenmesi de lazım ki… 12 Haziran’da da gördük ne kadar bilinçli olduğumuzu. Yorum yapamayacağım, sözün bittiği yer…

  • Abone ol