Evet, gözleriniz sizi yanıltmıyor. Sizi rahatsız etmeye geldim. Ancak öncelikle çöp adam olmadan önceki Hüsnü’yü anlatmalıyım biraz.

   Ben Anadolu’nun şu ufacık ovası Düzce’de lalettayin hoşnutluğuyla gezinen bir adamdım bir zamanlar. Yüzümden gülümseme eksik olmazdı hiç.

   Anadolu’nun iç taraflarından buraya, yani yukarıya, doğru seyahat ederken öncelikle yeşili fark edersiniz. Bozkırın soluk yeşili yavaş yavaş gözlerden silinir ve capcanlı, diri, yaşamaya hevesli bir yeşil belirir dört bir yanınızda. Dağları, ovaları aşar, nitekim Düzce’ye ulaşırsınız.

   “Bir coğrafya, bir iklim, insanları şekillendirir”derler. Siz de şimdilerde bile capcanlı, diri ve yaşamaya hevesli vücutlar arar durursunuz. Ama yanılırsınız dostlar. Neyse buraya sonra geleceğim.

   İşte bu küçük ovada, üstümde eski bir pardösü, yamuk bir kravat ve tozlu bir ceketle dolanır dururdum. Çirkin bir yüzüm, incecik kemiklerim vardır. Görseniz “Haşim’in zayıf hali” diye alay ederdiniz. Haşim’in neslini tanıyorsanız elbet…

****

   Bu dar sokaklarda ve binbir çeşit insanın arasında birkaç rutinim vardı. Ağaç kokulu banklarda oturur, semayı seyre dalardım. Unutulmuş bir zamanın çocuğuydum ben. Aklımda ölmek düşüncesi… O karanlık, o bilinmez dünya, nasıl titretir insanın her bir kemiğini?

   Sıkıldığım vakitler kalkar, gazinoya doğru adımlarımı sürüklerdim. İş bilenlerin, iş görenlerin ve hoş sohbetlerin gazinosuydu o. Kimi zaman iki şişe bira içer, kimi zaman iki bardak çaya talip olurdum. Dilimden memleket meselesi, sanat felsefesi veya gönül yarası eksik olmazdı.

   Yine aylak olduğum zamanlar başımı doğaya çevirdiğim de olurdu. Yemyeşil ve kadim ağaçların arasından yürür ve evimin bahçesine yönelirdim nihayet. Bahçeli evlerin yuvasıydı Düzce!.  

**

   Bir gün yine burnumda toprak kokusu, yağmurun kudretli uğultusu ve dudaklarımda bir Bektaşi türküsüyle bir banka kurulmuştum. Yağmur dindiğinde gözlerimi semaya doğru yönelttim. O aydınlık, duru gökleri aradım hevesle.

   Ancak ne yazık gönlüm, hiçbir tesellin kalmadı artık. Gökleri kir dolu bulutlar kaplamış. Bir canavar gibi kurulmuş Düzce ovasının tepesine, nefes almak bile acı bu vakit.

   Göğsüme oturmuş ağırlıkla bu kez ağaçlara doğru çevirdim başımı. Önce bir yeşil gitti, içim acıdı. Sonra iki yeşil gitti, kalbim sızladı. Nihayet baktım neredeyse yeşil kalmadı, bu kez aklım almadı dostlar. Bu Düzce’nin yeşilini kim yiyip bitirdi?

   İçimdeki yara daha fazla açılmasın umuduyla ve hoş bir sohbet hevesiyle gazinoya doğru yol aldım. Ancak ne gazinodan, ne de hoş sohbetten eser vardı artık. Birilerinin elleriyle yontulmuş, harap hale gelmiş anılarım. Yalnız kimin eli nereye değdi, ya da kimin eli kimin cebinde, bugün bile bilinmez veya bilinmezlikten gelinir.

   Tek tesellim olan bahçeli evim kaldı artık. Sokaklardan büyük bir hızla, gözlerimde yaşlarla geçerek evimin olduğu yere geldim. Gözlerim bana yalan mı söylüyordu? O bahçe, o erikler, çamlar kaybolmuş ortalıktan. Betondan bir kutu var yerlerinde. Beton çiğnemeden yutmuş yeşili. Nitekim bir türlü doymamış.

   Anadolu’nun bu garip yerinde gideceğim yerim kalmadı artık. Bir süre geçti, artık toprak kokusu yerine çöp kokuları geldi burnuma. Üstüm başım her yanım çöpe büründü. Haşim’den eser kalmadı artık. Bir fakir Veli gibiydim. Çöp adam Hüsnü oldum bu vakit. Şimdi uğraşır dururlar bu pisliği temizlemeye. Yalnız, kimin yüreği dayanır, bunca anının solup gitmesine.

**

   Böyledir Düzce’nin fıtratı, yüzlerce millet buluşur gövdesinde. Belki de bundandır bunca yıldır hiçbir yerde rastlamadım,“Düzce’nin yiğidi böyledir, Düzce’nin hatunu” şöyledir dendiğine. Yalnız, Düzce daha il olmadan önce bile “Düzceliyim” derdi Düzce’nin insanı. Askerde dayak yemek pahasına olsa da çekinmezdi şehrinden. Sonraları telaffuz etmeye utanılır oldu.  

   Bir zamanlar bu Düzce’yle Bolu’yu kuşaklar boyu ayıran şu koca dağın eteğine bir yiğit çıkmıştı. Haksızlığa, ezene, yolsuzluğa karşı dimdik ayakta! Bir kükreme kükredi ki, titredi Bolu ve Düzce dört bir yanda.

   Şimdilerde inanması zor, bir de Orhan Veli geçmişti bu topraklardan. Ardında şu satırları bıraktı:

   “Düzce yolu düz gider,

   Aman bir edalı kız gider.”

   Düzce’deyim Yeşil Yurt Oteli’nde.

   Otelin önü çarşı,

   Salepçiler salep satar otele karşı.

   Yine dertli geçirdim geceyi,

   Şarkılar, türkülerle:

   “Evlerinin yüzü aşı boyası,

   İnsaf bilmez yüreğine acı değesi,

   Duyduğumdan beterini duyası.”

   Artık yüreklerde duyulan bir sızıdır bu anılar.

   Bugünlerde Düzce’ye sanat getirene aşkolsun… Haşa! Evvela rant getirene maşallah. 

  • Abone ol