BAŞLANGIÇ

  • 18.02.2021
  • Abone ol

   Hemen hemen beş sene önce yine Gazete burasıdüzce’de yazdığım köşe yazılarına yeni bir başlangıç oluşturduk. Hayatın akış ve azametini her ne kadar eksik kapsak da bazen penceremizden dökülenleri kaleme alma keyfiyeti içimizi rahatlatır. Yine, yeniden bir başlangıcın hepimiz namına hayra dönüşmesi temennisiyle penceremizden düşenleri aktarmaya devam etme kararı aldık. Bu alanda bir ses olma vesilesi değerli Fatih Melih MARADİT ve Yalçın CAN büyüklerime tekraren tüm kalbimle teşekkür ediyorum.

   Daha önceki yazılarımızda kadronun dışından olaylara bakar iken bugün tüm çıplaklığıyla bazı meseleleri yaşıyoruz. Doğruyu söylemek, inandığı doğruya boyun vermek gibi pis bir hasletimiz var, yanlışta ısrarcı olmamak gibi basit çözümlerde ahlakımızın yansıması diyelim. 

   Bir memlekette sadece yaşamak zorunda olduğunuz zaman oraya cümleler kuramazsınız, sürekli şikayet eder, taşına toprağına serzeniş yollarsınız. Biz bu denklemin bilinmezlerine hiç girmedik, hep olağanca tutku ve bağlılıkla doğduğumuz bu memlekete borçlandık ve sevgi besledik. Bu mesuliyet duygusu ile korkmadan "ne diyebilirim ki, düzelebilir" avazını hep haykırdık. Bazen çokça duyuldu, bazen kudretimiz yetmedi.

*

   Artık aşina olduğumuz yerel yönetimlerde en çok çektiğimiz ızdırap; “Taş koysa yanlış de, ekmek yese haram de...” hükümsüzlüğünü her dakika karşımıza çıkarıyor. Özellikle Düzce’de o kadar kıvamsız ki eleştiriler bütünü, 365 gün siyaset yapanların seçim sathında hala konuşacak konuları olmalarını hayretle izliyoruz. Bu ara çok klişe bir kalıp haberlerde gözümüze çarpıyor “Düzce’nin sahibi yok”. Bu söylem Bir hezeyandan daha fazlası, katkı ve duruşu aşağılama aslında.

   Bölük pörçük olan dostların soy, sop, kabile, sülale ve hatta ailede gördüğü o sahip imajını şimdi siyasette de bir memlekete dikta etme gayretinin de yansıması... Memleketin elbette sahibi var. Düzce’nin az ötesine çıkanlar bu sahibi hem kulaklarında hem de körelmediyse yüreklerinde görüyor ve yaşıyor.

   Mevcuda yapılan bu yersiz eleştiriyi yapan dostlar, sahibi olduğunu düşündüğü zamanı anlatabilse de bizde dinlesek diyoruz.

   Yazılarımızda bu sahiplik konusuna kronolojik değinme gerekliliğini gündelik gelişen hadiseler meydana çıkartacak gibi. 

*

   Keşke şu günlerde yağan karı yollardan süratle kaldıran Okan Abinin ekipleri gibi bazı fikirleri de yeşil Düzce’nin zeminlerinden kaldırabilseydik. Ama memleketimizin hissesine düşen partizanlaştırmak, kutuplaştırmak oldu...

*

   Belediyede ne oluyor diye merak edip okuyan okuyucularda olacaktır, onlara da birkaç kelamla kapatalım başlangıcımızı, sendikacı ve eski belediyeci bir ağabeyin kişisel sayfasında “Bu iş sözleşmesinden bu maaş çıkmaz” diye sonuç görmeden yaptığı eleştirinin mumu 15 Şubat’ta söndü galiba,  herhalde sürekli heva ve hevesle bilgi taşıyanlarına sordular ve sonrasında “Allah Allah demek ki doğruymuş” ile kapattılar ki hiç sesleri çıkmıyor. Tebrikte yok ölü fare oyunu ne zaman bitecek göreceğiz...

   Belediye çalışanları toplu iş sözleşmesi sonrası maaşlarını aldılar. Gördüğüm kadarıyla duacılar...

*

   Cedidiye meydanda muazzam bir proje hazırlandı, sanki mevcutta hiç ticari alan yokmuş, oralar da tekke ve zaviyeymiş gibi hamaset nutukları atan mücahit abilerin yine yutkundukları bir konsept ortaya çıktı. Geleneksel Türk Camii yapısına uygun revaklarla çevrili mimari güzel görüntü oluşturmuş. Mevcut camii alanını daraltmadan, ferah ve yeni bir meydana Düzce adım adım gidiyor. İrade meselesi...

*

   Bizati şahit olduğum bir de Yeni Bahçeşehir var ki her şeyiyle değişimin merkezlerinden oldu, yeşili, bakımı, sosyal konseptleri ve yeni ticari sahalarıyla... 

   “Burası ülkemizdeki en güzel yerlerden aslında” sözü artık çokça duyuluyor ve gerçekten çokça şeyler yapılıyor. Bizati Düzce Belediye Başkanımız Sayın Dr. Faruk ÖZLÜ Beyin talimatıyla kurulan yeni şirket Bahçeşehir’in her sahasında itici güç olarak faaliyet gösteriyor. Tamamen vatandaş odaklı, kar temizliyor, dezenfekte yapıyor ve daha bir sürü şey. 

*

   Bunları ilerde hep birlikte tane tane irdeleyeceğiz, nihayetinde burada köşe yazısı yazacağız, roman değil. Onun için kısa kesmek, kıssadan hisse güzel bir başlangıç yapmak arzusundayız. 

   Not olarak şunu da belirtmek gerekir ki; yazarken idealize ettiğimiz dünya görüşü nedeniyle birinci tekil şahıs kullanmaya çok meyilli değilimdir. Bizi, benden daha fazla sevdiğimden dolayı, okuyucularımızı da bize eklemek istedim.

    Vesselam...

  • Abone ol

Yazarın Diğer Yazıları

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Burası Düzce Gazetesi (burasiduzce.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.