Peygamber Efendimiz salgın hastalık riskine karşı ne buyurdu?

  • 5.04.2021
  • Abone ol

Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (s.a.s.), salgın hastalık riskine karşı, ashabına yaptığı bir tavsiyede, "karantina" uygulamasına dikkat çekti.

   İnsanın canını, malını ve neslini korumaya büyük önem veren İslam dininde, beş değerin korunması özellikle vurgulanmış, bu beş değer; “canın, malın, dinin, aklın ve neslin muhafazası” olarak ifade edilmiştir.

   İnsanın can güvenliğine böylesine önem veren İslam dininin, dolayısıyla bütün insanlığın peygamberi  Hz. Muhammed (s.a.s.), her konuda olduğu gibi, salgın hastalık konusunda da ashabına yaptığı tavsiyelerle, bu gün bütün dünyanın karşı karşıya kaldığı koronavirüs tehdidinde insanlığa yol göstermekte ve rehberlik etmektedir.

   Doğal afet veya salgın hastalık sebebiyle cemaate katılmanın zor veya tehlikeli olduğu zamanlarda, sahabe-i kiramın, namazların evlerde kılınmasına dair uygulamalarının varlığı bilinmektedir.

   Asr-ı saadet ve sahabe-i kiram dönemlerine ait bu bilgi ve uygulamalara dayanan İslam âlimleri, toplu halde eda edilen ibadetlere katılmak için sağlıklı olmanın yanında, başkasına zarar vermemenin de gerekli olduğunu her fırsatta dile getirmişlerdir.

   Peygamberimizin (sav) Tâunla ( Veba) İlgili Emri

   Peygamber Efendimiz (sav), Tebük’te iken ( 630) , Şam taraflarında bir yerde tâun [ve¬ba] hastalığının ortaya çıkmış olduğunu duydu. Bunun üzerine, ashabına hita¬ben, “Bulunduğunuz herhangi bir yerde tâun zuhur ettiği zaman oradan çık-mayınız, kaçmayınız; tâun zuhur eden yere de sakın yaklaş¬ma¬yınız!” diye bu-yurdu.  (Ahmed İbn Hanbel, Müsned,c. 3, s. 416; Müslim, Sahih,c. 4, s. 1737-1738.)

   Tıp ilminde veba / tâun, bulaşıcı hasta¬lıklardan biridir. Hatta Avrupa’da bir ara kor¬kunç olması sebebiyle “Kara Ölüm” diye de adlandırılmıştı. İşte, Peygamber Efendimiz, yukarıdaki sözle¬riyle, bu hastalığa karşı insanlığın tedbirli davranması gerektiğine ta bin dört yüz küsur sene önceden dik¬kat çekmiştir. Yukarıdaki sözleriyle Resûl-i Ekrem Efendimiz, aynı zamanda, tıpta mühim bir yer iş¬gal eden “karantina” usûlüne de ta o zamandan işaret buyurmuştur. Tarihte bilinen ilk karantina sistemi böylece uygulanmıştır.

   Hz. Ömer (Ra) Döneminde Şam’da Vebâ Salgını

   Peygamber efendimizin yeğeni, Hz. Abbas’ın r.a. oğlu Hz. Abdullah r.a. anlatıyor: Hz. Ömer (ra) halifeliği zamanında, Şam’da bulunan İslam Ordusu’nu teftiş etmek üzere yanında bulunan bir miktar askerle beraber Şam’a doğru yola çıkmıştı. Şam’a yakın bir yerde, yol üzerinde “Serğ” denilen köye vardığında Şam valisi ve  Sûriye Ordusu  baş Kumandanı, cennetle müjdelenen on Sahâbî’den biri olan Hz. Ebû Ubeyde  b. Cerrâh (ra) ve bazı ordu kumandanları Hz. Ömer’i (ra) karşıladılar ve Şam’da vebâ salgını olduğunu haber verdiler.

    Bu haber özerine Hz. Ömer: “İlk Muhâcirleri bana çağır!” buyurdu. Vebâ salgını olan Şam’a gitme veya geri dönme işini istişâre etti. Onlara Şam’da Vebâ salgını olduğunu haber verdi. Sahâbe-i Kiram ihtilaf ettiler, Bir kısmı: “Ey Mü’minlerin Emîri! Sen (Medine’den yola) bir iş için çıktın. Senin Şam’a gitmeden geri dönmeni uygun görmüyoruz!” derken, bir kısmı da: “İnsanların geri kalanı ve Rasûlüllâh’ın s.a.v. Eshâbı seninle beraberdir. Vebâ salgınına ma’rûz kalmamak için bu insanları vebânın üstüne  götürmeni münasip görmüyoruz. Uygun olan Medine’ye dönmenizdir!” dediler. Bunun üzerine Hz. Ömer (ra): “Benden uzaklaşın!” buyurdu.: “Ensâr’ı, Medine’li Müslümanları çağır!” buyurdu. Ensâr’ı çağırdım. Hz. Ömer durumu onlarla istişare etti. Ensâr da Muhâcirler gibi aralarında görüş birliğine varamadılar. Hz. Ömer (ra) onlara da: “Benden uzaklaşın!” buyurdu. Sonra da: “Mekke’nin fethinden önce Medine’ye hicret eden Kureyş’in yaşlılarını çağır!” dedi. Onları çağırdım. Onlar ihtilafa düşmedi ve: “(Ey Mü’minlerin Emîri!) Biz, Senin insanlarla birlikte Medine’ye dönmeni ve halkı vebâ üzerine sürmemeni muvâfık görüyoruz!” dediler.

   Bunun üzerine Hz. Ömer (ra) çoğunluğun görüşünü tercih edip ertesi günü yola çıkacağını ilân etti ve:

   “Siz de hazırlanın!” buyurdu. Hz. Ebû Ubeyde  b. Cerrâh (ra) (karara itiraz ederek:“Yâ Ömer! Hz. Allah’ın kaderinden mi kaçıyorsun?” dedi. Hz. Ömer O’nun muhalefetini hoş görmediğinden: “Yâ Ebû Ubeyde! Keşke bunu sen söylemiş olmasaydın!” dedi. Sonra da: “Evet, Hz. Allah’ın kaderinden yine Allah’ın kaderine kaçıyoruz. Senin develerin olsa, onlar bir vadiye inse, vadinin bir tarafı sulak ve otlak, diğer tarafı çorak ve çıplak olsa, sen develerini otlak olan tarafta gütsen bu Hz. Allah’ın kaderiyle olmaz mı? Bunun aksine hayvanlarını çorak ve çıplak yerde aç bırakırsan, yine Hz. Allah’ın kaderiyle gütmüş olmaz mısın?” buyurdu.

   Bu sırada bazı işlerinden dolayı orada olmayan Hz. Abdurrahman b. Avf (ra) geldi. “Bu hususta benim yanımda malûmât var. Ben Rasûlüllâh’ın (sav): Bir yerde vebâ olduğunu işittiğiniz zaman oraya, onun vabânın üzerine gitmeyiniz. Bulunduğunuz yerde vebâ meydana geldiği zaman da vebâdan kaçarak oradan çıkmayınız!” buyurduğunu işittim” dedi. Bunun üzerine Hz. Ömer (ra) görüş ve ictihâdının peygamber efendimizin Hadîs-i Şerifine muvâfık olmasından dolayı Hz. Allah’a hamd-ü senâ edip Medîne-i Münevvere’ye tekrar döndü.

   Kara Ölüm - Veba

   1347 ve 1351 yılları arasında, veba Avrupa’ya yayıldı ve yaklaşık 25 milyon insanı öldürdü. Avrupa nüfusunun 1347’den önceki seviyelerine dönmesi 200 yıldan fazla sürdü. Büyük olasılıkla Asya’da, özellikle hastalığın kaynağı olarak düşünülen Çin’de, daha fazla sayıda insanı öldürdü. Daha sonralar Kara Ölüm olarak bilinecek olan salgının diğer sonuçları, hayatta kalanların yaşam standardının gerçekten artmasına yol açacak kadar çok insan öldüğü için, köleliğin düşüşünün başlangıcıydı. İşçilerin daha fazla iş fırsatı vardı ve sosyal hareketlilik arttı.

   Çiçek Hastalığı

   Avrupalılar, 1492’de Amerika kıtasına ilk geldiklerinde bir dizi yeni hastalık getirdiler. Bunlardan biri, enfekte olanların yaklaşık %30’unu öldüren bulaşıcı çiçek hastalığıydı. Bu dönemde çiçek hastalığı, Amerika’da nüfusunun %90’ına yakın olan yaklaşık 20 milyon insanın canını aldı. Salgın, Avrupalılar’ın yeni boşalan alanları kolonize etmelerine ve geliştirmelerine yardımcı oldu, Amerikalılar’ın ve Avrupalı işgalcilerin tarihini ve küresel ekonomiyi sonsuza dek değiştirdi. Örneğin, “Yeni Dünya”nın maden servetinin Latin Amerika’dan gümüş ve altın şeklinde sömürülmesi, İspanyol İmparatorluğu’nda büyük bir enflasyona yol açtı.

   İspanyol Gribi / H1N1

   1918 İnfluenza salgını olarak da bilinen İspanyol Gribi, 21. yüzyılın başlarında yaklaşık 500 milyon insanı veya dünya nüfusunun üçte birini enfekte eden bir H1N1 virüsünün patlak vermesi sonucunda ortaya çıktı. Salgın, dünya çapında 50 milyondan fazla insanın ölümünden sorumluydu. Salgın sırasında I. Dünya Savaşı sona ermişti ve halk sağlığı otoritelerinin, büyük etkisine katkıda bulunan viral salgınlarla başa çıkmak için hiçbir resmi protokolleri yoktu ya da bunlar yetersizdi. İlerleyen yıllarda, salgının nasıl gerçekleştiğini ve nasıl önlenebileceğini anlamaya yönelik araştırmalar, halk sağlığında iyileşmelere yol açtı ve daha sonra benzer grip benzeri virüs salgınlarının etkisini azaltmaya yardımcı oldu.

   Hong Kong Gribi / H3N2

   İspanyol Gribi’nden elli yıl sonra, başka bir grip virüsü H3N2 dünyaya yayıldı. Tahminlere göre, küresel ölümlerin sayısı yaklaşık bir milyon kişiyi kapsıyordu. 1968 salgını 20. yüzyılda meydana gelen üçüncü grip salgını, diğer ikisi 1918’de İspanyol gribi ve 1957’de Asya gribi salgınıydı. Asya gribinden sorumlu olan virüsün, evrimleşip 10 yıl sonra bu sözde “Hong Kong gribi” adı verilen H3N2 salgınıyla tekrar ortaya çıktığına inanılıyor. Ancak 21. yüzyıl, grip salgınlarını görmeye devam edecekti. 1918 influenza salgını kadar ölümcül olmasa da, H3N2 son derece bulaşıcıydı ve Hong Kong’da bildirilen ilk vakadan 2 hafta sonra 500.000 kişi enfekte oldu. Salgın, küresel sağlık topluluğunun, aşıların gelecekteki salgınları önlemedeki hayati rolünü anlamasına yardımcı oldu.

   HIV / AIDS

   Bilinen ilk HIV/AIDS vakaları 1981’de bildirildi, ancak hastalık bugün insanları enfekte etmeye ve öldürmeye devam ediyor. 1981’den bu yana 75 milyon insan HIV virüsüne yakalandı ve sonucunda yaklaşık 32 milyon insan öldü. Tedavisi olmayan, cinsel yolla bulaşan bir hastalık olarak HIV/AIDS, her yıl milyonlarca insanı etkilemeye devam eden inatçı bir salgın. AIDS’in tedavisinin olmamasına rağmen, antiretroviral tedavi ilaçları HIV’i kontrol edebilir ve ilerlemesini önemli ölçüde yavaşlatarak enfekte olmuş birinin uzun bir yaşam sürmesine izin verebilir. HIV / AIDS’in küresel ekonomi üzerindeki olumsuz etkisi, özellikle HIV/AIDS vakalarının en büyük yüzdesine sahip olan Afrika’da halen araştırılıyor. 1980’lerde ve 1990’larda, küresel LGBTQ topluluğu, hastalığın bu topluluğun üyeleri üzerindeki orantısız etkisi nedeniyle öne çıktı ve daha önce olmadığı kadar görünür hale geldi.

   Sars

   Şiddetli akut solunum yolu sendromu (İngilizce: Severe Acute Respiratory Syndrome, kısaca SARS), Kasım 2002 ve Temmuz 2003 tarihleri arasında Hong Kong'da başlayan SARS salgını neredeyse pandemik hale gelmiş ve dünya çapında 8422 vaka ve 916 ölüm görülmüştür. Dünya Sağlık Örgütü ölüm oranını %10,9 olarak açıklamıştır.Haftalar içinde SARS erkeni 2003 yılının başlarında Hong Kong'dan 37 ülkede yayılmıştır. Bugün itibarıyla, 2003 yılı Haziran ayında görülen son enfekte insan vakası ile SARS yayılması tamamen önlenmiştir. Ancak, SARS hastalığının eradike edildiği iddia edilmemektedir. Bazı hayvan populasyonlarında hala doğal ana rezervuar olarak mevcut olabileceği ve gelecekte insan nüfusunun içine tekrar dönebileceği düşünülmektedir. Dünya Sağlık Örgütü'nün bildirdiğine göre SARS hastalığının fatalite hızı; 24 yaş ve daha gençlerde %1 altında, 25 - 44 yaş arası %6, 45 - 64 yaş arası %15, 65 yaş ve üzerinde %50 olarak görülmektedir. Karşılaştırma için, İnfluenza'dan ölüm hızı yaklaşık %0,6 dolaylarındadır. Ancak yeni suşların şiddetli salgınları durumunda % 33 gibi yüksek değerlere de çıkabilir. SARS hastalığı 2016 yılında sadece Ukrayna'da 319 kişinin yaşamını yitirmesine sebep oldu.

   Domuz Gribi / H1N1

   2009 yılında, ABD’de yaklaşık 60,8 milyon insanı enfekte eden ve 151.700 ila 575.400 aralığında küresel çapta ölüm yaratan yeni bir grip virüsü formu ortaya çıktı. Domuzlardan insanlara geçtiği görüldüğü için “domuz gribi” olarak adlandırıldı. H1N1, virüsle ilişkili ölümlerin %80’inin 65 yaşından küçük insanlarda meydana gelmesi nedeniyle tipik grip salgınlarından farklıydı. Genelde, grip salgınlarından ölümlerin %70 ila %90’ı 65 yaş üstünde görülür. H1N1, 21. yüzyılda bir viral salgının ne kadar hızlı yayılabileceğini gösterdi ve bu da küresel toplumun gelecekte daha hızlı tepki vermesi için ek hazırlıkların gerekli olduğunu gösterdi. Domuz gribinin bizlere bıraktığı önemli bir miras, gelişmiş sağlık sistemlerine sahip birçok ülkenin hızlı hareket eden, grip benzeri bir salgın karşısında nasıl ısrarlı bir şekilde çaresiz kalabildiklerini ortaya çıkarması olabilir.

    Ebola

   İlk salgına yakın bir nehir için adlandırılan Ebola virüsü, çoğu modern pandemiye kıyasla menzili sınırlıydı, ancak inanılmaz derecede ölümcül. 2014 yılında Gine’deki küçük bir köyde başladı ve Batı Afrika’daki birkaç komşu ülkeye yayıldı. Virüs 28.600 enfekte insanın 11.325’ini öldürdü, çoğu vaka Gine, Liberya ve Sierra Leone’de meydana geldi. CDC’ye göre, Ebola ile temas eden yapan sekiz Amerikalıdan biri öldü. Ebola’nın toplam 4.3 milyar dolara mal olduğu tahmin ediliyor ve gelen yatırımlar yukarıdaki üç ülkede önemli ölçüde düşüyor. Ebola’nın da en çok zarar verdiği ülkeler, buna karşı savunmak için en az donanıma sahipti.

   Mers Virüsü

   Orta Doğu solunum sendromu ile ilgili koronavirüs veya EMC / 2012, insanları, yarasaları ve develeri enfekte eden bir koronavirüs türüdür. Enfeksiyon virüsü, DPP4 reseptörüne bağlanarak konukçu hücresine giren zarflı, pozitif-duyarlı, tek sarmallı bir RNA virüsüdür.

   Virüsün insanlara hayvanlardan( develer, yarasalar) bulaştığı düşünülmektedir. Hasta insanlardan diğerlerine enfekte kişiyle aynı ortamda yaşamak veya bakımını yapmak gibi yakın temasla bulaşır. Mikroplarla kirlenmiş yüzey ve eşyalarla temas etmiş ellerle ağız, burun ve gözlere dokunmakla; hapşırma, öksürme ve konuşma esnasında havaya atılan damlacıkların solunum yoluyla alınmasıyla virüs insanlara geçer. Bugünkü bilgilerimize göre bir kişinin MERS-CoV’a maruziyetinden semptomların başlamasına kadar olan süre 2-14 gündür. MERS-CoV enfeksiyonu teyit edilmiş bir çok insanda ateş, öksürük, nefes darlığı semptomlarıyla ciddi akut solunum hastalığı ortaya çıkar. Bazı hastalarda ishal, bulantı, kusma şeklinde sindirim sistemi bulguları da tabloya eşlik eder. Bir çok hastada zatürre ve böbrek yetmezliği gibi ciddi komplikasyonlar gelişir ve yaklaşık % 30’u ölür.

   (Diyanet İşlerinin sitesinden faydalanılmıştır)

  • Abone ol

Yorum Yap

Yorum yazarak yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Burası Düzce Gazetesi (burasiduzce.com) hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.